www.karincakararinca.com
Ana Sayfa Kütüphane Kızılderililer Gök Günlüğü iletisim English
Sular yükseldikce balıklar karıncaları yer,sular çekildikce de karıncalar balıkları yer.  

 

 

İbn Hazm,Endülüs, Kurtuba’da 10 ve 11. yy’da yaşamış olan şair, düşünür, ilahiyatçı, tarihçi, hukukçu, ahlakçı, hadisçi ve polemikçidir (s.74) İbn Hazm’ın bu eseri İngilizce, Almanca, İtalyanca, Rusça, Fransızca, Japonca, Felemenkçe ve Kazakça’ya çevrilmiştir.

 

"Kuşkusuz en ufak engeller dahi en ateşli gayreti soğutmaya, dostluk bağına senin kadar sıkı bağlanmayan insanların belleklerindeki anıları silmeye yeterlidir." (s.80) diyerek gerçek dostluğun ancak zorluklara rağmen devam edebileceğini söylüyor.

 

“Benim düşünceme göre aşk, ruhların çeşitli yaratıklar arasında bölünmüş parçalarının birleştirilmesidir. Bu birleşme onların en yüksek temel ögelerinde meydana gelir... Her şekil kesinlikle kendine uygun olan şekli çağırır; onu arar, bulur. Herşey misli mislinedir... Aramızda karşıtların birbirini ittiğini benzerlerin birbirlerini çektiğini, hemcinslerin birbiriyle uyum sağladığını bilmeyen yoktur. Niçin aynı durumlar ruhlar için sözkonusu olmasın?... Yüce Allah şöyle diyor ‘Sizi bir candan, Adem’den yaratan, bundan da gönlü kendisine yatıp ısınsın diye eşini yapan O’dur. Allah’tır (Kur’an 7/189)’ Demek oluyor ki, Allah Adem’in eşinde bulacağı ısınmanın nedenini Havva’nın kendisinden bir parça bulmasında kılmıştır.” Eğer aşkın nedeni bedenin biçimsel güzelliği olsaydı, daha az güzel olandan birşeyler geri tepilmiş olurdu kesinlikle. Öyleyse şu sonuca varıyoruz: Pek çok kimse iç güzelliğe sahip şeyleri ya da varlıkları yeğliyorlar; çünkü ötekilerden bunların üstün olduğunu ve gönlün bulardan hiç yüz çevirmeyeceğini biliyorlar. Öte yandan, eğer aşkın nedeni huyların ahenkliliğinde olmuş olsaydı, hiç kimse kendisine hoş görünmenin yollarını aramayan ve kendisiyle uyuşmayan kimseleri sevmezdi. Buradan şu sonuca varıyoruz: Aşk bizzat ruhta oluşan bir şeydir. Kimi zaman olur ki gerçekten aşkın nedeni dışarıdan bir neden olur. Ama o zaman nedeni yitince, aşk da yiter ve biter. Öyleyse siz herhangi bir nedenden dolayı seviliyorsanız, bu neden ortadan yok olunca, sizden kolaylıkla yüz çevrilecek ve artık sevilmeyeceksiniz.” diyor ve şu dizeleri yazıyor “ Bir şeyin nedeninin değişik başka birşeyde olduğunu anladığımızda, onun varoluş nedeninin yittiğini görür görmez o şey yokolacaktır.” (s.86)

 

“En yüksek nitelikteki aşk yüce Allah’ta sevişenlerinkidir...Bütün bu sevgi türlerinin nedenleri yok olunca kendileri de yok olur. Nedenleri artınca sevgiler de artar; nedenler küçülünce sevgiler de küçülür; nedenler yaklaştıkça sevgiler de sığlaşır ve yoğunlaşır... Ruhu kucaklayan gerçek sevgi bu kuralın dışındadır kuşkusuz. Bu tür bir sevgi ancak ölümle sona erebilir.” (s.88) Yaşlı bir adama anıları anımsatıldığında geçmişteki tatlı heyecanları ve yürek atışlarının yeniden hızlanmasını gerçek aşka örnek veriyor. Gönül meşguliyeti, akıl karışıklıkları, kuşkular, vesveseler, mizaç ve doğal niteliklerin değişikliği, zayıflama, iç çekmeler ve ruh bunalımlarının öteki belirtilerinin sevgi türlerinin hiç birinde gerçek aşkta olduğu kadar açığa çıkmadığını söylüyor.

 

“Kendisini seveni sevmeyen kimsenin ruhu her yandan, kendisini gizleyen olaylarla etkisini sıfıra indirecek perdelerle öylesine kuşatılmış, çevrilmiştir ki, kendisiyle birleşmeye çağılan parçanın varlığının bilincine bile varamaz.” (s.89)

 

“Eğer aralarında doğal nitelikler bakımından bir uyuşma ya da benzeşme yoksa birbirini seven iki kişi gksteremezsiniz...Benzeşmeler ne kadar çoksa birleşme o kadar büyük, sevgi o kadar sağlam olur.... Bunu Allah’ın elçisinin şu sözü de gereğince açıklığa kavuşturuyor: ‘Ruhlar askare alınmış bir ordudur. Orduyu oluşturan erler birbiriyle tanışıyorlarsa aralarında iyi geçim olur; birbiriyle hiç tanışmıyorlarsa aralarında geçimsizlik ve uyuşmazlık sürer’... İşte bu yüzden Hipokrat, sevdiği bir insan hakkında bir yığın kusur ve eksiklikler duyduğunda hiç kuşkuya kapılmadı. Bunu kendisine anlatana şöyle cevap verdi: ‘Eğer o beni seviyorsa, ben de ona bir çok huylarımla benzemeliyim’ (s.90)”

En ileri aşamadaki sevgilin Allah’ta ve Allah için olan, dünya için veya dünyevi bir arzu için olmayan sevgi olduğunu ileri sürmüştür İbn-i Hazm. Bunu sırasıyla sadakat ve ülfet, en son nefislerin kavuşmasından başka bir nedeni olmayan aşk türleri gelir sırasıyla. s.67

 

“Bil ki, kadınların kendilerine gönül verenlerin izini sürme yetileri, gece karanlığında bile kolayca iz sürebilen iz sürücülerin yetilerinden daha keskindir. Bu konuda hiç şaşmazlar, hiç yanılmazlar.s.244” “Kuşkusuz hayranların gözünde hayranlık duyulanın güzelliği kat kat artar.s.45” “Her ayrılıkta tüm umutlar yitirilmez. Öyleyse umutsuzluğa düşmekte o kadar acele etme. İnsan ölmedikçe tümden ortadan kaybolmaz. Ama ölen için umutsuzluk iyice kesindir.s. 46”

Nu’m adındaki sevgilisi İbn Hazm 20 yaşındayken ölür ve onun sevgisinin ne kadar büyük olduğunu şöyle anlatır. “Onu hiç unutamadım. Onun dışında başka biriyle o denli içli dışlı olamadım asla. Ona karşı duyduğum sevgi, önceki sevgilerimin tümünü silip süpürmüş, ondan sonrakileri de haram etmiştir.s.47” 

 

“Hemen hemen hiç değişmeksizin çoğu kez aşkın dış güzelliğe bağlanmasını sağlayan neden, ruhun kendisinin güzel olmasıdır bizzat... Güzel birşey gördüğünde hemencecik ona bağlanır; biçimin ötesinde, kendisiyle uyuşan bir çizgi ayrımsarsa, işte o zaman birleşme meydana gelir. Gerçek aşk da budur zaten. Şayet, görünenin ötesinde kendisiyle uyuşabilen en ufak bir nitelik göremezse, sevgisi bu dış biçimden daha ileriye geçmez. Sadece bedensel bir arzu olarak kalır.”s.91.

 

 

“Çok sevgili dostum, aşk göz açtırmayan bir derttir. Bu derdin ilacı acısyla oranlı olmalıdır. Bu öyle bir hastalıktır ki, hasta zevk alır. Öyle bir acıdır ki dert sahibi arzu eder. Bu derde kim uğrarsa artık iyileşmek istemez. Acı çeken ise, bu acıdan kurtulmayı dilemez.”s.93. Divan şairinin de dediği gibi “Aşk derdinden hoşem el çek ilacımdan tabib, Kılma derman kim helakim zehri dermanımdadır.

İbn Hazm’a göre aşkın belirtileri şöyledir: “İlkin sevgiliyi derinden derine seyre dalmaktır...Yine, bir insan, ancak sevdiği nesneden başkasına söyleyemeyecek şeylere sahip olduğunda onun aşık olduğunu anlarız. Başkalarıyla konuşsa bile, dışardan onu gözlemleyen kimseler, onun yapmacık hareketlerde bulunduğunu kolaylıkla sezerler... bütünüyle saçma sapan şeyler konuşsa, yalan bile söylese ona hak vermek, haksız olduğu anlarda dahi onu doğrulamak... Sevgilinin bulunduğu yere gitmekte ivedilik etmek, onun yanı oturmanın yollarını aramak ve ona yakın olmaya çalışmak... sevgiliden ayrılmayı gerektirecek her türden ciddi durumu hiç hesaba katmamak... sevginin belirtilerindendir....Böylelikle nice cimriler cömert, nice kaba insanlar kibar ve ince, nice bilgisizler bilgili ve kültürlü, nice korkaklar cesur ve şecaatlı, nice nahoşlar nazik, nice düşük kimseler güzel oldular. Nice yaşlılar gençleştiler; nice zahidler işi sefihliğe vurdular. Yine aynı yolla nice akıllı kişler bir sürü skandallar çıkardılar...

 

 

Aşkın belirtileri arasında birbiriyle çelişkili olanları da vardır...Yine görüyoruz ki sevgililer, birbirlerini denk bir sevgi ile sevdiklerinde ve aşkları geçekten biüyük bir aşka dönüştüğünde önemsiz nedenlerden dolayı birbirlerinden kaçıyor, konuşmalarında bilerek ve isteyerek zıtlaşıyorlar, kendi aralarında en ufak şeyler için dahi sataşkan ve saldırgan oluyorlar... Bütün bunlar gerçekte, birinin öteki hakkında neler düşündüğünü öğrenmeye çalışmanın yollarıdır. Ama gerçek kaçınma ile geçimsizlikten doğan karşıtlık ve sevgililer arasındaki tartışmalardan dolayı ortaya çıkan dayanılmaz durumlar ile bu davranış arasından bir ya da birkaç bakımdan fark vardır: Bu fark barışmanın ivediliğinde bulunmaktadır... kısa zaman sonra dünyada en iyi arkadaş oluverirler.”s.94.

 

 

İlk bakışta aşk ile ilgili şöyle söylüyor İbn Hazm “Ani bir bakışla tutuşup, beklenmedik bir göz işaretiyle yanıp tütmek, kıt sabırlılığın kanıtıdır; onu unutmakta çok gecikmeyeceğinin habercisi, sevgide kararsızlığın ve oynaklığın belirtisisdir. Büyüme, gelişme ne kadar hızlı ise yok oluş, bitiş de o kadar çabuk olur. Birşey ne kadar yavaş ortaya çıkarsa, tükenip bitmesi de o denli yavaş olur. Durum hemen her zaman, her alanda böyledir.”s.112.

 

 

“Öyle kişiler vardır ki sevgileri ancak uzun konuşmalar, sık sık görüşmeler ve zamanla elde edilen sıcak ilgiden sonra gerçekleşir. İşte bu tür sevgiler varolma, sürüp gitme ve uzun gecelere dayanabilme şansına sahiptir: Zorlukla elde edilen şey kolayca elden çıkmaz. ‘Anladım ki aşk, güzellerin al yanağına göz takılıp kaldığında elde edilen hazla başlıyor. Oysa sen, demir parmaklıklar arasına düştüğün halde, kendini mutlu, aklını özgür sanıyorsun. Suyu görüp aldanan, sonra kayarak dalgaların ortasında boğulup giden birine benziyorsun tıpkı.’ Sade bir bakış üzerine aşık olduğunu iddia eden hergangi birini işittiğim zaman, benim için bir şaşkınlık konusu olmuyor bu. Ona kolay kolay inanamıyorum. Aşkı bedensel arzularla karıştırdığını sanıyorum.”s.113. Böyle bir aşkın üstünlüğünü söylemesine rağmen İbn-i Hazm kendisinin hayatı boyunca hep güzel kadınlara aşık olduğunu Güvercin Gerdanlığı'ndan anlıyoruz.

Bu şekilde yavaş gelişen aşkın daha önce söylediği ‘ruhların asıl kendi yüce alemlerinde birleşmesidir’ şeklindeki düşünceyle çelişmediğini şöyle açıklıyor İbn Hazm: “...bu fani alemde ruh birtakım örtülerle kaplı, arazlarla sarılmış ve yeryüzüne ait doğal içgüdülerle kuşatılmıştır. Bütün bunlar ruhun pek çok niteliğini gizler ve yukarıda sözü edilen zor birliği sağlamaksızın, bu durumlar ruhu köstekler ve ayakbağı olurlar. Ancak bu düşüncenin gerçekleşmesini, ruhun oraya uygun ve elverişli bir duruma gelip hazır olduğunda ve kendisine sevilecek nesne ya da kişideki ortak özelliklerle kendisinin gizli yanlarının ortaya çıkmasından, kendisine uyan ve benzeyen yönlerin tanıtılmasından sonra umut edebiliriz. İşte o zaman, hiç engelsiz gerçek birliktelik sağlanmış olacaktır.”

 

Yakınlığın kadın ve erkek arasındaki çekimi kuvvetlendirdiğini şöyle anlatıyor: “ ...birliktelik ne denli uzun olursa, bağlılık da o denli sağlam olur. Kişisel olarak kendim için söyleyeyim, kavuşma suyunu içtim, ama bu susuzluğunu artırmaktan başka bir işe yaramadı...Sevdiğim kişileri elde etmede, hiçbir insan tekinin ulaşamayacağı noktalara ulaştım; böyle olmakla birlikte gene de daha fazlasını istiyordum durmadan... Anladım ki, ne denli yaklaşırsam o denli aşk ateşim alevleniyor, sevgi çakmağı yüreğimdeki aşk ateşini tutuşturyordu.”s.168.

 

İbn Hazm

İbn Hazm, Çev. Mahmut Kanık;Güvercin Gerdanlığı: Sevgiye ve Sevenlere Dair, İnsan Yayınları İstanbul 1995

 

KaRiNcA KaRaRiNcA