
Galaksilerin Yedi
Gizemi
Araş. Gör. Selçuk Bilir
İstanbul Üniversitesi Astronomi ve Uzay Bilimleri Bölümü
Kaynak: Popüler Bilim (1997), 40, 15-18
Edwin Hubble yaklaşık 70 yıl önce galaksilerin temel doğasını keşfetti.
1990’lı yıllara gelindiğinde bile, galaksilerin nasıl doğduklarını, nasıl
evrimleştiklerini ve evrende nasıl bir rol üstlendiklerini ancak
söyleyebilmekteyiz. Neden galaksiler bu kadar gizemlidirler?
Astronomlar geçen 70 yıl boyunca galaksilerin araştırmasında büyük
gelişmeler kaydettiler. Bugün büyük teleskoplar kullanılarak komşumuz
Andromeda’yı veya diğer galaksilerinin görüntülerini daha ayrıntılı elde
edilebilmektedir. Büyük galaksileri incelemek daha kolaydır çünkü çok sayıda
yıldızdan meydana gelirler. Bu tip büyük galaksilerde 1 trilyon yıldız
bulunur. Galaksi içinde bulunan yıldızlar birbirlerine uyguladıkları çekim
kuvvetiyle başta olmakla beraber aynen Güneş’in etrafındaki yörüngelerde
dönen gezegenler gibi galaksi merkezi etrafındaki yörüngelerde dolanırlar.
Gerçekten her yıldız bir galaksiye ait olup galaksi içinde bulunan büyük
miktarda gazdan meydana gelmektedir. Galaksiler, evrenin temel yapı
taşlarıdır. Peki bunlar nasıl meydana gelmişlerdir? Bunu yedi gizemli
sorunun cevabında bulabiliriz. Bunun için önce, zaman ölçeğinde geriye
giderek galaksilerin nasıl oluştuğunu ve uzayda nasıl bir dağılım
gösterdiklerine bakalım. Daha sonra galaksileri tek tek inceleyip
merkezlerinde neler olduğunu araştıralım. Yolculuğumuzun sonunda
Galaksimizin sonunu inceleyerek, galaksilerinin doğasını bugünkü
bilgilerimizle yorumlayalım.
1) Evren “kırışık” halden “galaksi üreten” hale nasıl geçti?
Kozmoloji ile uğraşan teorisyenler mükemmel bir evren modeli
oluşturduklarında modelleri galaksileri içermeyebilir. Bunun nedeni,
galaksilerin oluşumları hakkında çok az bilgiye sahip olmalarıdır. Büyük
patlamadan sonra evrenin soğuduğu bilinir. Böyle bir durumda uzay, zamanla
geçirgen bir hale gelir ve büyük patlamanın ilk zamanlarına ait ışık bu
noktadan evrene yayılır. Bugün bu ışık 2.73 kelvinlik kozmik zemin ışınımı
olarak görülür. Bu ilk erken ışık, büyük patlamadan 300.000 yıl sonra
meydana gelmiştir. O zaman Evren bir atom çorbası halinde idi (galaksiler
henüz oluşmamıştı). Patlamadan birkaç milyar yıl sonra yıldızımsı cisimler
veya kuazar (QSO’s) olarak bilinen cisimler meydana gelmiştir (Şekil 1).
Bugün bu cisimler evrendeki ilk galaksi büyüklüğündeki cisimler gibi görülür.
Bununla birlikte, ilk kuazar oluşumu ile kozmik zemin ışınımı arasındaki
zamanda ne olduğu halen bilinmemektedir. Bu çağ boyunca, evren kendisini
birkaç bin kez büyütmesine karşın astronomlar bu periyottaki olayları
gözlemleyemediler. İlk büyük ölçekli yapının evrende genişleyerek soğuduğu
ve ilk yıldızların oluştuğu bilinmesine rağmen evrenimizin son derece önemli
olan bu evresini tam olarak anlayamamaktayız.
Kozmik zemin ışınımındaki düzensiz küçük dalgalanmaların son ölçümleri,
maddenin yoğunluğundaki küçük değişimlerin kozmik zemin ışımasında ortaya
çıktığını gösterdi. Bu ilkel yoğunluk dalgalanmaların daha sonraları galaksi
şekline dönüşmeleri tam olarak açık değildir. Üstelik bugün yıldız ve gaz
olarak gözlenen parlak maddedeki çekim, bu yapıların çökmesine neden olacak
kadar da yeterli değildir.
Bu yüzden büyük patlamaya ait yaygın gazdan, galaksilerin oluşumuna geçişte
yeni bir şeyi açıklamak gerekir. Bu şey görünmeyen maddedir ki, astronomlar
buna “karanlık madde” adını vermektedirler.
Günümüzde bir galaksinin oluşumu için yapılan varsayım şudur: Büyük patlama
evreni yarattı ve onu yüksek sıcaklığı ile pişirdi. Bu işlem parlak madde
ile karanlık madde üretilene dek sürdü. Oluşan karanlık madde, çekim
kuvvetiyle uzayı buruşturdu. Evren genişlerken, bu buruşukluklar etrafındaki
gazı topladı ve onu soğuttu. Soğuyan gaz da çekim kuvveti altında yıldızlara
dönüştü.
2) Galaksiler neden süperkümeler içinde bir yığılma gösterirler?
Galaksiler uzayda düzenli olarak dağılmamışlardır. Bunun böyle olduğunu bir
teleskop ile ilkbahar zamanı gökyüzüne bakılarak görülebilir. Buna karşın
parlak galaksi kümelerinin bulunduğu Virgo ve Canes Venatici
takımyıldızlarında durum farklıdır. Yeni araştırmalar galaksi kümelerinin
uzantılarının varlığını ortaya koydu. Bu da galaksilerin tabaka (sheet) ve
ipliksi (filament) hallerde bulunduğunu ve bu yapılarında büyük boşluklarla
çevrili olduğunu gösterdi. Bu galaktik tabakalar ve ipliksi uzantılar 100
milyon ışık yılı büyüklüğünde olup Samanyolu galaksisinin bin katı
büyüklüğündedir.
Galaksilerin uzaydaki bu dağılımı, astronomları şaşırtmaktadır. Galaksiler
böyle bir dağılım haline nasıl geldiler ? Tabakalar ve ipliksi yapılar
galaksilerin nasıl oluştuğuna dair bir ipucu verebilir mi ? yoksa galaksiler
oluştuktan sonra mı böyle bir kümeleme gösterdiler ? Durumun daha iyi
anlaşılabilmesi için erken evrende titanik patlaması adı verilen bir patlama
olmuşumu öne sürülerek bu patlamayla maddenin etrafında büyük boşluklar olan
tabakalara ve ipliksi yapılara itildiği önerildi. Çoğu astronom bununla
birlikte iyi bilinen bir kuvvet olan çekim kuvvetinin tabakaları ve ipliksi
yapıları oluşturduğunu düşünmektedirler. Sayısal hesaplamalar, bunun ancak
Doğanın erken evrendeki maddenin yoğunluğunda büyük ölçekli değişimler
düzenleyip yapması halinde mümkün olduğunu gösteriyor. Tabakalar ve
boşlukların yapısını açıklayan modellerin incelenmesiyle bu yapıların erken
evrende meydana gelen bazı fiziksel olayların parmak izlerini taşıdığı
görüldü.
Astronomlar tabakaların ve ipliksi yapıların daha iyi anlaşılabilmesi için
büyük bir proje başlatmışlardır. Bu proje ile astronomlar bir milyar ışık
yılı uzaklığına kadar bütün galaksilerin haritasını yaparak tabakaların ve
ipliksi yapılar hakkında daha ayrıntılı bilgiler elde edeceklerini
ummaktadırlar.
3) Niçin galaksilerin dış kısımları bu kadar hızlı dönmektedir?
1970’li yılların ortalarına gelindiğinde astronomlar spiral galaksilerin
dönme (rotasyon) hızlarını güvenilir bir şekilde ölçebiliyorlardı; bu hız,
galaksiye ait parçaların merkezleri etrafındaki dönmeleridir. Astronomların
çoğunun hayret ettiği olay, galaksilerin dış bölgelerindeki maddenin
beklenilenin üç katı kadar bir hızla dönmesidir. Bu ölçümleri yapmadan önce,
astronomlar bir galaksinin toplam kütlesini onun içinde gözlenen
yıldızlardan ve gazdan oluştuğunu kabul etmişlerdi. Bugün kabul gören görüşe
göre bir galaksinin dış kısımlarının hızlı dönmesi, gene galaksinin dış
kısımlarında yer alan büyük miktarda görünmeyen maddeden kaynaklanmaktadır.
Gerçekten, Galaksimizde gözlediğimiz yıldızlar ve gaz, Galaksimizin parlak
kütlesinin %10 unu teşkil eder. Bundan dolayı astronomlar oluşturdukları
galaksi modellerinde, kullandıkları kütle parametresini daha büyük bir
değerde kabul etmektedirler.
Bu fazla kütle karanlık madde biçiminde bulunur. Galaksilerin etrafındaki
karanlık maddenin varlığı ilk defa 1930’lu yıllarda galaksi kümelerinin
merkezlerine yakın galaksileri inceleyen astronomlar tarafından önerilmiştir.
Bu bilgi 40 yıldan daha uzun bir süre akademik bir dip not olarak kalmıştır.
Fakat 1990’lı yıllarda karanlık madde bir dip not olmaktan çıkmış ve
Astrofiziğin en önemli bir problemi haline gelmiştir. Astronomlar evrenin
%90 dan daha büyük miktarda karanlık madde içermesini pek istememektedirler.
Galaksilerde bulunan karanlık maddenin biçimi bilinmemekte olup birçok
şekilde bulunabilir. Yüksek enerji astrofiziği, evrenin ilk zamanlarında çok
erken evrende egzotik temel parçacıkların oluşabileceğini söylemektedir.
Bunlar, proton ve nötronlardan daha ağır elementlerdi. Üretilen bu
parçacıklar bugüne kadar yaşamlarını sürdürebilmişlerse, karanlık maddenin
miktarına katkıları olabilir. Bu görüşe göre galaksiler, Büyük Patlama’dan
sonra 1 saniye içinde oluşan cisimlerdir.
Astronomların galaksilerin oluşumları için yeterli çekim kuvvetini
sağlayacak karanlık maddenin biçimi hakkında bir düşünceleri daha vardır.
Fizikçiler, geçen yıllarda Galaksimizde karanlık maddeyi araştırmada etkin
bir yol buldular. Galaksimizin dış halosunda yer alan gökcisimleri, Macellan
Bulutsularında bulunan yıldızların gözlemlerinde etkili olmaktadır. Bu
görünmeyen cisimlere MACHO (“Massive Compact Halo Objects”, “Büyük Kütleli
Yoğun Halo Cisimleri”) denmektedir. Son zamanlarda keşfedilen bu cisimler
cüce yıldızlar, Jüpiter büyüklüğünde gezegenler veya içlerinde yeterli
termo-nükleer reaksiyonları başlatamayacak kütleye sahip olan kahverengi
cüce yıldızlar olabilir.
4) Bölgeselleşme, Bölgeselleşme, Bölgeselleşme, her şey midir?
Galaksiler çevrelerine duyarlıdırlar. Yerel süper kümemiz içinde, birçok dev
eliptik galaksi birçok galaksinin birbirine sıkı olarak bağlı olduğu, bu
kümenin merkezinde yer alır (örneğin, M87 ve M49, Virgo kümesinin merkezinde
bulunur) (Şekil 2). Spiral galaksiler ise kümeni merkezi dışındaki
kısımlarında çok sayıda bulunur (örneğin, Hydra da M83, Ursa Major
takımyıldızında M101 gibi). Şekil 2. Fotoğrafta M87 eliptik galaksisi
görülmektedir.
Galaksilerin herhangi bir tipi, herhangi bir ortam içinde meydana gelebilir
mi ? Bir tek galaksi ile büyük bir ölçekteki evren yapısı arasında bir
ilişki var mı ? Bugün astronomlar galaksilerin karakteristik özelliği olan
fiziksel biçimleri ile başlangıç koşulları arasında bir ilişkinin var olup
olamayacağını araştırmaktadırlar.
Zengin galaksi kümelerine yol açan ilk yoğunluk dalgalanmaları seyrek
bölgeleri oluşturan yoğunluk dalgalanmalarından farklı idi. Kümeleşmeye
ayrılan yoğunluk dalgalanmaları bazı özel evrelerde eliptik galaksileri
oluşturmaya yöneldi. Eliptik galaksiler, karanlık halolarının karşılıklı
çekimleri sonucunda, diğer galaksilerin etkileşmesinden oluşmuş olabilirler.
5) Neden galaksilerin farklı tipleri mevcuttur?
Galaksiler gösterdikleri fiziksel yapıdan dolayı iki ana grupta toplanır.
Bunlar “eliptik” ve “spiral” tipte olanlardır Henüz eliptik galaksiler ile
spiral galaksilerin oluşum mekanizmalarını açıklanamamaktadır. Bugün bu
yapıların, galaksilerin oluşumu esnasında yeni doğan yıldızların
uyguladıkları çekim kuvvetiyle oluştuğu düşünülmektedir.
Gökyüzüne gözlediğimiz bir galaksi, büyük patlamadan arta kalan maddenin
soğumasıyla meydana gelmiştir. Galaksiyi meydana getiren gaz yavaşça
çökseydi ve küçük bir dönme hızına da sahip olsaydı dönen disk haline
dönüşürdü. Bunun bir spiral galaksi olması ancak, gazın iç etkileşmesi
sonucunda, enerji kaybetmesi ile mümkündür. Bu oluşum uzun zaman gerektirir.
Galaksiyi meydana getiren gaz, ilkel galaksinin çöküşü tamamlanmadan önce,
hızlı bir şekilde yıldızlara dönüşürse ve bu yıldızlar da birbirleri ile
zayıf bir şekilde etkileşirse, bu sefer de bir eliptik galaksi meydana gelir.
Bazı astronomlar, bu olay için daha genel bir anlatımı tercih ederler. Bir
küresel galaksinin meydana gelmesi için, hızlı yıldız oluşumunu içeren bir
prosese gereksinme vardır; gazdan ibaret ilkel bir galakside hızlı yıldız
oluşumu veya önceden oluşmuş iki spiral galaksinin çarpışması gibi...
Küresel galaksiler herhangi bir şeydirler fakat mükemmel küreler ve bunların
görünüşteki benzerliği, oluşumlarına ait delilleri içeren birçok fiziksel
farkın görünmesine olanak vermiyor. Örneğin, ekseni etrafındaki dönmesi,
Samanyolu’nun küresel yapıdaki “şişkin bölgesi” ni düzleştirmiştir. Bu
şişkin bölge, yaz gecelerinde, Samanyolu’nun şerit halindeki parlak
bölgesinin Akrep takımyıldızına doğru uzantısı şeklinde görülebilir. Bununla
beraber, bazı düzleşmiş eliptik galaksiler eksenleri etrafında hiç dönmezler.
Bunun yerine eliptik galaksiler, içerdikleri yıldızların üç boyutlu uzaydaki
rasgele hareketlerinin etkisi ile şekillenirler. Astronomlar küresel (sferoidal)
galaksilerin, bu biçimlerine nasıl geldiklerinden veya evrensel zaman
ölçeğinde bu kararlı durumlarında kalıp kalmayacaklarından tamamen emin
değillerdir.
Küresel yapılar (sferoidler) dinamik bakımdan “sıcak” yıldız sistemleri iken,
disk galaksileri dinamik bakımdan soğukturlar; bunun anlamı, disk
galaksilerindeki yıldızların üç boyutlu hareketlerinin önemsiz olmasıdır.
Dalgalar, diski yalayıp geçtikleri zaman, soğuk yapılar kararsızlık
gösterirler. Gerçekten, spiral disklerin çoğunun kararlılık sınırında
oldukları görülüyor ve bundan dolayı spiral kol veya bar bakımından
zengindirler. Bu kollar veya barlar, galaksi diskine çok miktarda gaz toplar.
Bu gazlar da daha sonra birçok yıldıza dönüşür; büyük kütleli parlak
yıldızlar da birçok yıldıza dönüşür; büyük kütleli parlak yıldızlar da
bunlar arasında yer alır. Bu durum, galaksilerin spiral kollarının çok net
olarak görülmesini açıklar; Canes Venatici’deki girdap gibi...
6) Galaksilerin merkezlerinde canavarlar mı saklanıyor?
Çoğu galaksinin merkezinde, son derece yoğun yıldız kümeleri bulunur.
Galaksilerin çekirdekleri küçük, yaklaşık 1 ışık yılı genişliğinde olmakla
beraber inanılmayacak derecede büyük yıldız yoğunluklarına sahiptirler.
Örneğin Andromeda galaksisinin merkezindeki yıldız yoğunluğu, Güneş
civarındaki yıldız yoğunluğundan bir milyon kez daha fazladır. Galaksimizin
merkezi doğrultusundaki toz görüşümüzü engellemeseydi Galaksimizin merkezi,
parlaklığı sıfır kadir olan (gökyüzünde kış aylarında gördüğümüz Vega
yıldızı gibi) bir yıldız gibi ışıldayacaktı.
Astronomlar Galaksinin merkezini, yine Galaksimizin merkezine yakın bir
gezegenden gözleselerdi, gökyüzünün yıldızlarla dop dolu olacağını ve diğer
galaksileri de neredeyse gözlenemiyor olacağını göreceklerdi.
Galaksilerin merkezlerine doğru gidildikçe, gaz miktarında ve yıldız
sayısında bir artış olduğu gözlenir. Galakside meydana gelen evrimle
yıldızlar ve gaz, zamanla galaksinin merkezine doğru toplanır ve bugün
galaksilerin merkezlerinde gözlenen zengin yıldız toplulukları oluşur.
Gözlenen çoğu galaksinin merkez bölgesi yoğun yıldız topluluklarından
oluşmakla beraber, bütün galaktik merkezler yukarıda anlatılan yol ile
meydana gelmez.
Canes Venatici takımyıldızında bulunan NGC 4151 ve Cetus takımyıldızında
bulunan M77 gibi yakın parlak galaksiler, normal galaksilerde üretilen
enerjiden daha fazlasını üretirler (Şekil 4). Bunun yanı sıra bir trilyon
yıldız içeren normal bir galaksinin ürettiği enerjiden yüz kez kat fazlasını
üreten bir başka kozmik cisim ise kuazarlar olup normal bir galaksinin
merkezi boyutlarındadır.
Astronomlar aktif galaksilerin ve kuazarların nasıl enerji ürettiklerini
ancak öğrenmeğe başlamışlardır. Çoğu astronom bu tip galaksilerin
merkezlerinde büyük kütleli bir kara delik bulunabileceğini düşünmektedir.
Eğer galaksilerin merkezlerinde büyük kütleli kara delikler bulunuyorsa,
kara deliklerin o müthiş çekim kuvveti ile çevresinde bulunan gazı ve
yıldızları kendisine çekerek bir enerji kaynağı üretiyor olabilirler. Bu
düşünce de kuazarlar ile aktif galaksilerin yayınlamakta olduğu büyük enerji
miktarını açıklayabilir.
Kara delikler üzerinde yapılan astronomik araştırmalar günümüzün en popüler
konusunu oluşturmaktadır. Astronomlar, Hubble Uzay Teleskobunun sağlamış
olduğu yüksek ayırma gücü ile yakın galaksilerin merkezlerinde kara delik
arayışlarını sürdürmektedirler. Bu araştırmalar sayesinde bilim adamları
kara deliklerin nasıl oluştuklarını ve davranışlarını daha iyi
anlayabileceklerdir.
7) Samanyolu Galaksisine ne olacak?
Galaksiler değişir. Galaksimizde bulunan gaz yıldız şekline dönüşebileceği
gibi yine yıldız halinden gaz haline dönüşebilir. Bu durumu en iyi bir
yıldızın evrimini inceleyerek anlayabiliriz. İlkel yıldızın çökmesiyle
meydana gelen yıldızlar, evrimlerinin sonlarında kütlelerinin büyük bir
kısmını yıldızlararası ortama atarak beyaz cüce, nötron yıldızı veya bir
kara delik olarak yaşamlarına son verirler. Büyük bir olasılıkla Samanyolu
galaksisinde bulunan yıldızlararası gaz bu dönüşümler sonucu tükenecektir.
Böylece Galaksimizde yeni yıldızlar meydana gelmemekle beraber mevcut olan
yıldızlar da yavaş yavaş yaşlanacaktır. Yaklaşık bir milyar yılın birkaç 10
katı kadar zaman içinde, yıldızları yaşlandığında Galaksimizin parlaklığı
yavaşça azalacaktır. Astronomlar halen diğer galaksilerde bulunan
yıldızların kalıntılarını kataloglamaktadırlar. Bunlara en iyi örnek, Loe
takımyıldızında bulunan M105 ile Virgo takımyıldızı da bulunan M84 gibi gaz
içermeyen eliptik galaksilerdir. Yakıtla beslenmeyen kara delik ile aktif
galaksi çekirdekleri, yıldız oluşumlarının durmasıyla güçlerini
yitireceklerdir. Bu durumda galaksilerde bulunan gaz tükenince, bu
galaksiler zamanla gözden kaybolacaklar mı?
Galaksiler, diğer galaksilerle veya çevrelerinde bulunan gaz ile etkileşerek
şiddetli bir şekilde değişimler gösterebilirler. Normal galaksiler
çevrelerinde bulunan cüce galaksilerle birleşerek galaksi içinde yeni
yıldızların oluşmasını sağlayabilirler. Böyle bir durum gelecekte Samanyolu
Galaksisi için de geçerli olacaktır. Uydu galaksimiz olan Macellan
Bulutsuları birkaç milyar yıl sonra Galaksimiz ile birleşerek yeni
yıldızların oluşumuna sebep olacak ve yeni bir yıldız popülasyonu meydana
gelecektir.
Galaksilerin nasıl evrimleştiğini anlamak gelecek yıllarda astronomlar için
en önemli konuyu oluşturacaktır. Milyarlarca yıl yol kat ederek gelen ışık,
uzak galaksilerin geçmişteki halini öğrenmemizi ve düşüncelerimizin
doğruluğunu gözlemlerle kontrol etmemizi sağlar. Böylece teorik olarak
düşünülen bazı fikirler bu gözlemler sayesinde test etme olanağını
bulmaktayız. Hele hele evrenin ilk oluştuğu zamanlara ait kozmik
gökcisimlerinden olan kuazarlardan gelen ışık, kozmoloji ile uğraşan
teorisyenler için çok önemlidir. Gelecek yıllarda, teknolojideki
yeniliklerin astronomiye daha da yansıyarak daha güvenilir bilgiler alınacak
olması galaksilerin gizemleri hakkında bizlere daha iyi bilgiler
sağlayacaktır. |