
UZAY ARAŞTIRMALARI
İnsanoğlunun daha ilk çağlardan beri süregelen merakı, düşünen ve
araştırmacı yapısı hemen her konuda olduğu gibi uzayıda araştırma ve
inceleme yapmasına neden olmaktadır. Günümüzde NASA (National Aeronautics
and Space Administration, Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi olarak tercüme
edilebilir), ESA (the European Space Agency, Avrupa Uzay Ajansı) gibi
kuruluşların yanı sıra Rusya, Japonya, Kanada, Çin gibi ülkelerde uzay
araştırmalarında öncülük yapmaktadır.
Uzay araştırmalarının başlıca nedenlerini şu şekilde sıralayabiliriz:
Güneş sistemimizin araştırılıp incelenmesi, gezegenlerin yapısı
Dünya dışında yaşam olasılığının araştırılması
Galaksiler, yıldızlar, karadelikler ve diğer uzay yapıtaşlarının incelenmesi
Uzayın araştırılmasında daha onlarca neden sayılabilir. Ayrıca uzay
araştırmaları; tıp, fizik, kimya, biyoloji, endüstri gibi diğer alanlara da
çok önemli katkılar yapmaktadır.
UZAY ARAŞTIRMALARI TARİHİ
İnsanoğlunun uzay serüveni, Sovyetler Birliği’nin, 4 Ekim 1957'de Dünya’nın
ilk yapay uydusu Sputnik-1’i uzaya göndermesiyle başladı. Sputnik-1,
Dünya’dan 224 km yukarıda bazı bilimsel deneyler yapmak için fırlatılmıştı.
Sputnik-1’in ardından, uzaya ilk insanlı uçuşu yine Sovyetler gerçekleştirdi.
1961 yılında Yuri Gagarin, Vostok-1 adlı kapsül ile, Dünya’nın etrafını 1
kez dolandı. Sovyetler’in bu önemli başarıları karşısında ABD, o zamanlar
daha yeni filizlenen uzay yarışında öncülük şansını yitirmişti. Ancak, 20
Haziran 1969’da Apollo-11 uçuşu ile ABD, Ay’a ilk kez insan indirmeyi
başararak tarihe geçecek ve uzay araştırmaları alanında önemli adımların
neredeyse tek odağı haline gelecekti.
İnsanoğlunun yaşadığı Dünya’ya "tepeden" bakmaya başladığı o tarihlerden bu
yana, uzay araştırmaları ve uzaydan araştırmalar çok hızlı bir gelişim
gösterdi; uzay teknolojilerinde ardı ardına devrimler yaşandı. Bir zamanlar
yalnızca bilimsel merakın bir ürünü gibi görünen bu çalışmalar, bugün günlük
yaşamın vazgeçilmez öğeleri haline geldi. Belki daha da önemlisi, felsefi
görüşümüzü kökünden etkiledi. Artık evreni, her türlü etnik ve dinsel
şovenizmden uzak, bir "dünya vatandaşı" duyarlılığıyla algılamaya başladık.
Carl Sagan’ın deyişiyle "Merkezi ve kuruluş amacı biz olmayıp, enginlikte ve
sonsuzlukta kaybolmuş minnacık; yüzlerce milyar galaksi ve milyarlarca
trilyon yıldızla bezenmiş bir kozmik okyanusta dönüp dolaşan bir Dünya"
üzerinde yaşadığımızı farkettik. İnsanoğlunun gözünü gökyüzüne çevirmesiyle
başlayan bu süreç, uzayın kendisi gibi sonu olmayan bir serüvene benziyor.
Uzay araştırmalarında kullanılan ve gün geçtikçe daha da güçlenen teknik
donanım ve artan bilgi birikimi de bu serüvende insanoğlunun en büyük
yardımcısı. Gelecek yüzyılın araştırmacıları hiç kuşku yok ki, uzay
araştırmaları üzerine yoğunlaşacaklar. Bu araştırmaların temelini oluşturan,
disiplinlerarası yatay çalışmalar, projeler, çalışma ve düşünce sistemleri
de bu doğrultuda gelişecek.
Bilimin tüm disiplinlerinin bir arada bulunmasını gerektiren uzay
araştırmaları büyük organizasyonlarla yürütülüyor. Bunlar arasında en
önemlisi hiç kuşkusuz Amerikan Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi-NASA. Önemli
adımlara imza atmayı ve bunu iyi bir reklamla dünyaya duyurmayı hep başarmış
olan NASA, uzay serüvenlerinin "Baş Oyuncu"su! Sovyetler ise, her ne kadar
uzay çalışmalarının başını çekmiş ve uzay yarışında adı ABD ile birlikte
anılmış olsa da bugün bu alanda öncü rolü oynamaktan biraz uzak görünüyor.
Günümüzde uzay araştırmaları bu iki ülkeyle sınırlı değil artık. Japonya,
Kanada gibi gelişmiş ülkelerin bireysel çalışmalarının yanı sıra, adını son
yıllarda sıkça duymaya başladığımız bir başka büyük organizasyon daha var:
ESA. Uzay araştırmalarına oldukça iddialı başlayan ve görece daha genç bir
organizasyon olan ESA, çokuluslu yapılanmasıyla da farklı bir ekolü temsil
ediyor.
Kısa adı ESA (European Space Agency) olan Avrupa Uzay Ajansı, 14’ü kıta
Avrupa ülkesi (Almanya, Avusturya, Belçika, Danimarka, Finlandiya, Fransa,
Hollanda, İngiltere, İrlanda, İspanya, İsveç, İsviçre, İtalya ve Norveç)
biri de kısmi işbirliği (Kanada) olmak üzere 15 ülkenin hükümetler düzeyinde
üyesi olduğu bir Avrupa kuruluşu. ESA, Avrupa’da bulunan iki eski Avrupa
Uzay Organizasyonu, ESRO (European Space Research Organization) ile ELDO’nun
(European Organization for the Development and Construction of Space Vehicle
Launchers) birleşmesiyle 1975 yılında kurulmuş bir organizasyon. Çekirdeğini
oluşturan bu iki kuruluşun yükümlülüklerini ve haklarını elinde tutan ESA,
temel olarak, uzay bilimleri (gezegenler, uzay boşluğu, Güneş, ısı, enerji,
göktaşları, yıldız sistemleri, uzay fiziği, astronomi vb.), yeryüzü
gözlemleri (enerji, su, maden ve mineral kaynaklarının araştırılması),
telekomünikasyon (uydu haberleşmesi, GPS), uzay taşıyıcıları (uydu fırlatma
sistemleri, araştırma uyduları), mikroçekim ve uluslararası uzay istasyonu
gibi alanlarda çalışmalarını sürdürüyor.
Uzay bilimi tek bir disiplin değil; Güneş ve gezegen araştırmalarından
astrofiziğe dek uzanan geniş çaplı ve birbiriyle sıkı ilişki içinde olması
gereken disiplinleri kapsıyor. Uzayı ve evreni araştırırken yakın çevremizi,
gezegenleri ve her şeyden önemlisi Dünya’yı farklı bir açıdan inceliyor.
Uzay araştırmaları, diğer deneysel bilimlerle karşılaştırılmayacak büyük
kısıtlamalarla karşı karşıyadır. Göktaşları, Ay ve yakın gezegenler
dışındaki hiçbir gökcismine ulaşılamadığı için, çoğu kez yalnızca
gökcisimlerinden yayılan yada yansıyan ışınımlarla yetinmek gerekir. Yer’ in
kendi ekseni ve güneş çevresinde dönen, yalpalayan ve nutasyon hareketi
yapan bir gözlem yeri olması da ek güçlükler doğurur. Ancak, gözlem
araçlarını atmosferin dışına taşıyarak ya da gözlem aracının Yer’ in
dönüşünün etkisini dengeleyecek biçimde hareket etmesini sağlayarak, bu tür
güçlükler bir ölçüde yenilebilmektedir. Gökcisimleri ile ilgili çalışmalar
çoğu zaman, ölçümleri de içeren gözlemlerden ve kuramsal araştırmalardan
oluşur. |